Soru: Herkesin konuştuğu
Performans Yönetimi nedir?
En basit terminoloji ile
beraber çalıştığınız insanlardan
beklediklerinizi tam olarak
yapmaları ve bunu yaparken
tatmin almaları sürecinin
yönetilmesidir.
Soru: Yani iş yerini
mi kast ediyorsunuz?
Hayır, her yerde performans
yönetimini konuşuyorum.
Okullarda, sivil toplum
kuruluşlarında, hükümette,
devlet kuruluşlarında
her yerde. Nerede, birisinden,
bir şeyleri gerçekleştirmesini
bekliyorsanız orada
Performans Yönetiminden
söz edebiliriz. Tabii
ki şu anda sizinle özellikle
şirketlerdeki Performans
Yönetiminden konuşuyoruz.
Burada söz konusu Performans
Yönetimini, yöneticilerin
ekiplerinden bekledikleri
işleri tam ve zamanında
pozitif bir çalışma
ortamında gerçekleştirmelerini
sağlamak olarak kullanıyorum.
Soru: Cevabınızda çalışanların
yaptıkları işten tatmin
olmaları, memnun olmalarından
bahsettiniz. Niye tatmin
ya da memnun olmaları
gerekiyor ki? Zaten
onların ücretlerini
ödüyorsunuz veya ödüllendiriyorsunuz?
Çalışanlarınıza başarmak
istediklerini yaptırmanın
bugüne kadar denenmiş
çeşitli yol ve yöntemleri
mevcut. Burada önemli
olan nokta, çalışanlarınız
işlerini ya da sizin
onlardan başarmak istediklerinizi
severek isteyerek yapmaları
durumunda, bu kişilerin
bireysel potansiyellerini
esnetmeleri ve daha
verimli olarak çalışmaları
sağlanabilmekte. Yani
insan kaynağının potansiyelini
keşfedip, esnetip (geliştirip),
ortak amaçlar için kullanmaları
Performans Yönetimi
biliminin ana ilgi alanına
girmekte. Bu süreci
dikkate almadan yapılan
uygulamalarda iki taraf
da kaybeden olabilmekte.
Yapılan araştırmalar
ve kişisel deneyimlerim
hep bunu gösterdi. Eğer
bir kişiyi işten atmakla
tehdit ediyorsanız size
işten atılmayacak kadar
çalışma gösterecektir.
Hele bu tehdidin sonucunda
yeteri kadar ödüllendirme
yoksa en kısa zamanda
bulabildiği ilk işe
geçecektir. Bu gibi
durumlarda maliyetini
defterlerinizde genelde
yazılı olarak göremediğiniz
yüksek işe alma ve iş
kaybı olarak karşımıza
çıkmaktadır. Performans
Yönetim Sisteminin doğru
kullanılmaması sonucunda
kurum içi olumsuz motivasyondan
bahsedebiliriz. Yaptığı
işten tatmin keyif alamayan
kişiler kanser mikrobu
gibi kurumun sağlığını
olumsuz etkilerler.
Yani negatif motivasyon
ajanı gibi çalışırlar.
Soru: Evet sizi anlıyorum
çalışanların yaptıkları
işten tatmin almalarının,
keyif almalarının önemli
olduğunu söylüyorsunuz.
Fakat çalışanların daha
istekli ve keyif alarak
çalışmalarını nasıl
sağlayacaksınız? Daha
çok para vererek mi?
Ya da daha fazla yan
imkanlar sağlayarak
mı?
Evet, söyledikleriniz
iyi bir Performans Yönetimi
için kullanabileceğimiz
birkaç araç için örnek
oluşturabilir. Şöyle
bir örnek verelim; herhangi
bir işletmeye gidelim
ve bundan sonra beş
yıldan fazla çalışanlar
bir hafta fazla ücretli
tatil yapacaklar diye
duyuru yapalım. Ne yaptık?
Şirkette başarılı veya
başarısız herkesi beş
yıl bizimle çalıştı
diye bize gelecek yüksek
bir maliyet ile ödüllendirdik.
İnanın bana kimse ekstra
bir hafta ücretli izin
hakkı kazandık diye
fazla çalışmayacaktır.
Herkes o güne kadar
ne yapıyorlarsa onu
yapmaya devam edecektir.
Bizim istediğimiz standartta
iyi çalışanlar bakacaklar
ki çalışan ve çalışmayan
arasında hiçbir fark
yok. Sadece orada beş
sene kal bir hafta ekstra
tatil kazan. Hatta bir
süre sonra bu ekstra
hafta kazanılmış hak
olarak görülecek ve
yapılan maliyetin getirisi
ne şirkete nede çalışanımıza
olacaktır. Bu Türkiye’de
bir zaman ödenen standart
ikramiyelerde görüldü.
Yıllık 16 – 18 maaş
ödeyen şirketlerimiz
vardı. Çalış veya çalışma
ikramiyeni mutlaka alıyordun.
İkinci Dünya savaşından
sonra batıdan başlayıp
bize gelen yönetim kültürünün
bir parçası olarak geldi.
Sonuç ne oldu? Düşen
verimlilik, mutsuz keyifsiz
çalışanlar… Yavaş yavaş
iş dünyamız, gerçeği
görmeye başladı…
Soru: Performans Yönetimi
ile ilgili ilk sorumda
bana net bir cevap vermiştiniz.
Fakat bence buna bazı
eklemeler yapmamız gerekiyor
galiba, bu konuda neler
söyleyebilirsiniz?
Tabi ki memnuniyetle…
Performans Yönetimi,
bilimsel teknikler ile
bilgi ve iletişimin
etkin kullanıldığı bir
yönetim teknolojisidir.
Bu teknoloji üç alt
sistem ile yaşamını
sürdürmektedir; ölçme/değerlendirme,
etkin yapıcı/geliştirici
geri bildirim ve performansı
güçlendirici ödüllendirme.
Şirket yönetimlerinde
bu üç element kendi
başına mevcut olabilir.
İyi ve gerçek bir performans
yönetiminden konuşuyorsak
her üçünün de sıra içinde
ve sistematik olarak
kurgulanması ve hayata
geçirilmesi gerekmektedir.
Soru: Peki bu üç alt
sistem ne anlama geliyor?
Bunlar performansı nasıl
geliştirebilirler?
Ölçmeden başlarsak,
işin temelinden konuşmaya
başlayabiliriz. Burada
yapılan iş nedir? Ne
başarılmaya çalışılmaktadır?
Bu işi ne ile ve nasıl
ölçmem lazım sorularına
cevap arayan ilk çalışmadır.
Bir ölçmede başlangıç
ve sonuç noktaları vardır.
Nereden başladık, şu
anda nereye vardık.
Bunları bilemiyor isek
orada bir iş yapılıp
yapılmadığını neyin
başlangıçtan bu yana
fark ettiğini ölçme
imkanımız olamaz. Ölçme
bütün bunların veri
haline getirilmesi ile
mümkün olmaktadır. Ölçme
sürecinde diğer bir
önemli noktada kimin,
neyi ya da neleri hangi
zaman diliminde gerçekleştirdiği
tanımlanmaktadır. Bu
veriler amaçlara göre
yorumlandığında değerlendirme
süreci tamamlanmaktadır.
Bu değerlendirme sonuçlarının,
elde edilen somut verilerle
çalışanlarla yüz yüze
paylaşılması geri bildirim
sürecini kapsamaktadır.
Burada yapılacak olan
geri bildirim süreci
çok önemlidir. Yıkıcı
değil performansı geliştirici
yapı içinde verilen
geri bildirim performansı
arttırır. Bu geri bildirimi
yılda sadece bir kere
değil bütün yıl boyunca
muntazam aralıklarla
yapmamız gerekmektedir.
Performans güçlendirici
ödüllendirme sadece
izin, para gibi araçlarla
kalmamalıdır. Bu araçların
ne ve ne için kullanıldığı
anlamlandırılarak verilmelidir.
Yapılan performans ile
anlam, değer bağlantısı
olmayan ödüllendirme
performansın gelişerek
devamına katkıda bulunmaz.
Soru: Yani yöneticilerin
çalışanlarına kompliman
bile yaparken dikkatli
olmasını söylüyorsunuz.
Öyle mi?
Evet kesinlikle. Performans
Yönetiminden sorumlu
yöneticinin çalıştığı
ekip tarafından sevilmesi
bile bazen elindeki
gücünden dolayı olabiliyor.
Tabi bu sevgi kelimesini
bilgisine ve ekibine
yönetme becerilerine
saygı olarak ta algılayabiliriz.
Çalışanları arasında
“popüler” olmak her
zaman ekibi için olumlu
performans geri bildirimi
vermek zorunda olduğu
anlamına gelmemekte.
(maalesef bizde iyi
insanlar! Daima iyi
geri bildirimler vermek
zorunda hissediyorlar!!).
Burada sevilip sevilmeme,
popüler olma, olmama
durumuna bakılmadan
işin gereği olan başarılı
performans geri bildirimini
veya gelişmesi gereken
performans bilgisinin
anında vermek, paylaşmak
çok önemli.
Performans Yönetimi
bazı yönetim bilimciler
tarafından beklenmedik
olaylar yönetimi olarak
isimlendirilebilir.
Bu tanımlama bireylerin
farklı tutum ve davranışlara
farklı tepki vermelerinden
kaynaklanmakta. Bir
çalışanınızın omzuna
takdir ederek vurduğunuzda
o bundan gurur duyarken,
başka bir çalışanınız
omzunu silkip elinizi
itebilir. İyi Performans
Yönetiminde beklenmedik
tepkilerle karşılaşmamak
için başarının nasıl
algılandığının iyi bilmesi
ve buna göre davranılması
gerekmektedir. Yani
aslında beklenmeyenlerin
değil tam da aksine
beklentileri yönetilebilmesi
ve beklenenlerin sağlanmasına
dayanır Performans Yönetimi;
bu da biraz önce de
değindiğimiz ölçme ve
değerlendirme içinde
hem işlerin, hem süreçlerin
hem de bireylerin değerlendirilmesi
ile mümkündür.
Soru: Peki iyi performansın
sergilenmediği durumlarda
neler yapmalı?
Tehditlerden az da olsa
bahsetmiştim. Eğer performansın
gelişmesini destekleyen
olumlu tutum ve davranışlarını
fark ederek ekibimiz
ile paylaşmıyorsak neler
olabilir? Öncelikle
tehdit ve baskı yöntemi
ile de performansın
artabileceği gerçeğini
bilmemiz lazım. Bunun
çarpıcı örneklerini
birçok iş yerinde gözlemlemekteyiz.
Hatta gelişmekte olan
ekonomilerde sık sık
görülen iş yeri manzaralarından
biridir. Bunu biz negatif
performans yönetimi
olarak adlandırıyoruz.
Negatif Performans Yönetimini
uygulayan kurumlarda
iş yeri huzuru ya da
barışından söz etmemiz
mümkün değildir. Sindirilen
çalışanlar farklı kurumlarda
çalışma imkanına kavuştuklarında
bu baskıyı geri tepki
olarak vereceklerdir.
Ya da çalışma ekonomisi
tarihinde görülen işgören
işveren çatışmaları
görülebilecektir.
Soru: Performans Yönetiminin
genişletilmiş tanımında
bilimsel tekniklerden,
temellerden geldiğini
söylemiştiniz. Bu konuda
bilgi verebilirimsiniz?
İnsanın temel davranış
ve tutumlarının incelenmesi
süreci çok uzun bir
süredir üniversitelerin
araştırma bölümleri,
büyük kurumların bu
konuda yaptıkları araştırmalara
dayanmaktadır. McGregor
ile başlayan akademik
araştırmalar kurumsal
olarak yapılan çalışmalardan
en büyüğü General Electric’in
bu alanda yaptığı çalışma
ile devam etmiştir.
Günümüzde hala birçok
üniversitenin veya STK’ların
araştırmaları ile devam
etmektedir. Türkiye’deki
ilk Performans Yönetimi
araştırmasını bilimsel
olarak yapanlardan biri
olan Hocam Prof. Dr.
Bülent Himmetoğlu bunda
30 sene önce yapmış
olduğu çalışmaya şimdi
aldığı ilgiden çok memnun.
İnsanın çalışma ortamında
performansının yükseltilmesi
ve bunu yaparken de
yaptığı işten tatmin
alması araştırmaları
bilimsel olarak 1900
yılların başında spesifik
olarak görülmeye başladı.
Bugün ise gelişen ekonomi,
değişen çalışma koşulları
ve yeni teknolojiler
çalışanlardan farklı
performans göstermelerini
gerekli kılıyor. Bunun
yanında insanın temel
tutum ve davranışları
maalesef aynı paralelde
gelişmeyebiliyor.
Soru: Performans Yönetimi
kavramını siz mi yarattınız?
Ya da bu kavram nasıl
oluştu?
Öncelikle belirtmek
isterim ki ben bir bilim
adamı veya üniversite
araştırmacısı değilim.
27 yıllık insan kaynakları
ve yönetim alanında
yaptığım çalışmalarımda
birçok Performans Yönetimi
sistemini kurmak veya
kurulu sistemlerin amacına
uygun çalışmasını ekiplerimle
sağlamaya çalıştım.
Bahsettiğim üzere bu
çok eski bir bilim.
Biz yaptığımız çalışmalarda
ve deneyimlerimizde
yapılan uygulamalarda
eksik olan boyuta dikkat
çekmek istiyoruz. Burada
şu ana kadar performans
yönetimi alanında fazla
konuşulmayan psikoloji
biliminden bahsetmek
isterim. İşyerlerinde
yöneticilerin ve çalışanların
daha başarılı olmak,
arzulanan hedeflere
ulaşmak için, fiziksel
ve maddesel imkanların
dışında tutum ve davranışlarımızla
neyi farklı yaparız
alanına da bakmaları
gerekmekte.
Biraz tarihçe karıştırdığımızda
Performans Yönetimi
kavramının psikoloji
biliminden uyarlanmış
olduğunu da görebilmekteyiz.
Amerikalı psikolog Dr.
B. F. Skineer tutum
ve davranışların modifiye
(behavioral modification)
edilmesi kavramından
yola çıkılarak bu terminolojinin
oluşmasına katkıda bulunmuştur.
Dr. Skinner’in araştırmasına
göre bireylerin kişilik
özellikleri değişmeden
iş yerinde tutum ve
davranışları değiştirerek
daha başarılı olduklarını
tanımlamıştır. Yani
Sigmund Freud hayaleti
bir şekilde iş hayatımıza
girmiş oluyor. Ama genel
söylemlerinden farklı
olarak.
Soru: Şimdi Freud’un
iş hayatındaki etkisinden
mi bahsediyorsunuz?
Evet, ama farklı bir
yaklaşımla. Freud bize
insanların davranışlarını
anlamamıza yardımcı
olacak temelleri sağlamıştır.
Her ne kadar zamanında
Freud’un söyledikleri
bilimsel verilerle ispatlanmamış
olsa bile (o zamanlar
her söylenenin bilimsel
olarak ispatlanması
için şimdiki gibi bilgi
madenciliği maalesef
yokmuş) bugün bizim
için insanları anlamanın
temellerini oluşturmaktadır.
Yani geçerlilikleri
bugün bilimsel tekniklerle
ispatlanabilmektedir.
Skinner’ın hizmetimize
sunduğu davranışçı yaklaşım
ise, kişilerin karakter
yapılarında ancak uzun
vadede ve büyük emeklerle
gerçekleşebilecek değişimlere
girmeye kalkışmadan,
iş ortamında sergiledikleri
davranışların istenen
düzey ve yönde olmasının
teknik olarak sağlanabilirliğini
gösteriyordu.
Bu açıdan baktığımızda
yöneticilerimizden Performans
Yönetiminde başarılı
olmaları için bir psikolog,
psikanalist olmalarını
beklemeye hakkımız yok.
Bununla birlikte bu
bilimin sağladığı teknolojileri
iş yerinde kullanmanın
kurumun veya bölümünün
başarısına katkısı bilimsel
olarak ispatlanmış durumda.
Bu arada C.G Jung’un
teorilerine dayanan
insan tipinin hayata
katılırken sergiledikleri
davranışlara odaklanabilen
ve bizim de D.I.S.C
Kişilik Envanterinde
temel olarak kullandığımız
teorinin de yönetim
bilimince sıcak karşılandığını
paylaşmak isterim.
Olaya bu şekilde baktığımızda
Performans Yönetimi
doğru olarak uygulanmakta
mı? Bu soruya hem evet
hem de hayır cevabını
verebilirim. Tutum ve
davranış değiştirerek/geliştirerek
Performans Yönetim uygulamaları
birçok şirkette görülebilmektedir.
Bazen farkında olarak
yapılan (bilimsel temeller
kullanılarak) bazen
da farkında olmadan
yapılan uygulamaları
görmek mümkün.
Soru: Yönetim teorilerine
baktığımızda verimliliği
ve kaliteyi arttıran
birçok farklı yaklaşımı
görmekteyiz. Peki, sizin
tanımladığınız Performans
Yönetimi bunlardan hangisine
uygun görünmekte.
Deneyimlerime göre bütün
bu yönetim modelleri
Performans Yönetimi
yaklaşımından yararlanmakta.
Yapmış olduğum çalışmalarda
bazı yaklaşımların daha
çok, bazı yaklaşımların
daha az yararlandıklarını
gördüm. Birçok Performans
Yönetim Sistemi ne yapmanız
noktasına odaklanmış
durumda. Ne yapacağımızı,
nasıl yapacağımız konusu
son 10 yılda daha çok
gündeme gelmeye başladı.
Çalışanın “Ne” yapacağı
ile ilgili elle tutulur
veriler sağlarken, nasıl
yapılacağı ile ilgili
veri toplamak ve uygulatmak
daha zor olduğu ve teknoloji
gerektirdiği için hep
geride kalmış durumda.
Yönettiklerinin insan
performansı olduğunu
kavramaya sırtını dönüp
de içinden insanı attıkları
bir performans projesi
olarak konuyu ele alanlara
insanların tutum ve
davranışları ile ilgilenin
dediğinizde “hı hı”
deyip başlarını sallayıp
önlerindeki bir sonraki
projelerine rahatlıkla
dönüp hayatlarına devam
edebiliyorlar.
Soru: Söyleminize göre
ne yapıldığı kadar nasıl
yapıldığı ile ilgilenirsek
performansın artacağını
söylüyorsunuz. Bu süreç
bu kadar basit mi? Öyle
ise niye bütün şirketler
bunu uygulamıyor?
Evet, haklısınız konuşurken
ve anlatırken gayet
basit gibi algılanıyor.
Hatta Boğaziçi Üniversitesinde
Yaşam Boyu Eğitim Merkezinde
verdiğim İnsan Kaynakları
dersinde öğrencilerim
de bazen isyan ediyor.
Bizim şirkette de var
ama sizin dediğiniz
gibi çalışmıyor diye.
Birçok yönetici ile
yaptığımız çalışmada
yöneticiler bu yaklaşımı
beğeni ile karşılamakta
ama uygulamaya gelindiğinde
çeşitli nedenlerle çekingen
durabilmekteler. Kimi
bunu hanky panky diye
tanımlayıp kendilerinin
psikolog olmadıklarını
yapacakları işlerinin
olduğunu söyleyip arkasını
dönüyor, kimileri ise
yeterli teknik ve donanım
almadan uygulamanın
sonucunda hayal kırıklıkları
yaşayarak sisteme arkalarını
dönüyorlar.
Performans Yönetim Sistemi
maalesef bir maraton
koşusudur. Öyle bir
koşu ki şartlarının
da ortalama 3 yılda
bir değiştiği koşudur.
Yöneticilerle yaptığım
çalışmalarda çalışanlarının
yaptığı işi ölçtüklerini,
geri bildirim verdikleri
ve hatta ödül verdiklerini
ama performansın hala
değişmediğini söylüyorlar.
Evet, sistem dışarıdan
bakıldığında çok basit
gibi görünüyor. Buzdağının
suyun üstünde görünen
kısmı gibi sade ve güzeldir.
Esas bakılması incelenmesi
gereken kısım suyun
altında görünmeyen bölümde.
Sabahları evden işe
gelirken çantamızda
duygu ve düşüncelerimizi
de iş yerimize beraberimizde
getiriyoruz.
Soru: Performans Yönetimi
bilindiği kadarı ile
çoğunlukla ölçümlemeye
dayanmakta. Çevremize
baktığımızda bir yığın
farklı sektör, endüstri
görmekteyiz. Sizin yaklaşımınız
nerelerde kullanılabilmekte?
Yaptığınız iş ölçülebiliyor
ise geliştirilebilir
demektir. Bazı işler
için ölçme kriterlerini
koymakta zorlansak bile
mutlaka bir ölçüm kriteri
mevcuttur. Örneğin sanat
alanına bakalım. Bir
ressamın başarısını
nasıl ölçersiniz ve
nasıl geliştirebilirsiniz?
Tabi ki bu alanlarda
ölçüm bazen sübjektif
olabiliyor. Ölçüm kriteri
sübjektif bile olsa
yine bir kriterden konuşuyoruz.
Tabloları çok aranan
hayattaki ressam ile
şu anda hayatta olmayan
ama resimleri aranan
ressamın arasındaki
temel farkı dikkatinize
getirmek isterim. Hangisinin
performansı sizce başarılıdır.
Sanat dünyasının yıllardır
tartıştığı bir konu.
Benim şu anda buna spesifik
bir cevabım yok ama
eleştirmenlerin söyleyecekleri
çok şey olduğunu biliyorum.
Biz iş dünyamıza baktığımızda
bazı işlerde önümüze
sübjektif kriterler
zaman zaman gelebilir.
Bütün bunlar o işte
yapılanın daha iyi ve
farklı olmasına katkıda
bulunabilir. Yapılan
hataların sıklığı, tolere
edilebilirliği, kalite
standardı, iade ve geri
dönüşler bir yığın “ne”’yi
anlamamıza yarayacak
ölçümleme kriteri olarak
sayabiliriz. Bütün bunların
ölçülmesi, değerlendirilmesi
sürecinde rahatça kullanılabilir.
Soru: Paylaşımınızda
kurumların etkin Performans
Yönetimi Sistemleri
kurduklarında çalışanlarının
tutum ve davranış değişimleri
için iş dışındaki hayatları
ile ilgili bilgilere
değinilmesi gerektiği
konusunda geri bildirim
verdiniz. Peki, sizce
bu yaklaşımınız onlar
tarafından Manipülasyon
olarak değerlendirilebileceğini
düşündünüz mü?
Burada çok hassas bir
tanımlamada bulundunuz.
Başarıları dünyaca kabul
edilmiş kurumları incelediğinizde
çalışanlarının sadece
işlerindeki başarılarına
bakmadığını iş ve yaşam
dengesini kurmaları
için onlara destekler
verdiğini görebilirsiniz.
Bu yeni güncel adı ile
çeşitli kapsamlardaki
koç’luklar veya kurum
içi psikologlar ile
sağlanmaya çalışmakta.
Burada temel amacın
çalışanınızın iş yerinde
tüm bilgi, deneyimini,
kalbini başarıları için
kullanmalarını sağlamak
üzerine yapılan bir
kurgudan bahsediyoruz.
Biz yöneticilere ekiplerinin
istenilen başarıyı yakalarken
yaptıkları işten tatmin,
keyif almalarının yolunu
bulmaları için araç
ve teknikleri vermekten
konuşuyoruz. Beraber
çalıştığınız ekip üyenize
gösterdiği performans
ile ilgi ödüllendirdiğinizde
niye ve neden ödüllendirdiğinizi
verilerle açıklamanızı
öneriyoruz. Kattığı
artı değerin kurum ve
kendi için ne olduğunu
anlatabildiğimiz zaman
bu bize tekrar olumlu
performans olarak geri
dönecektir.
Eğer bunu yapamıyorsanız
performans sisteminiz
sorgulamanız gerektiğinin
farkında olun.
Manipülasyon kelimesi
sonucunda vermeyi düşünmediğiniz
veya veremeyecekleriniz
konusunda söz verip
bunların performans
sonucunda yerine getirilmemesini
kapsar.
Çalışanlar kendilerinden
ne beklendiği ve bu
başarının sonucunda
nasıl ödüllendirileceklerini
bildiği zaman kendilerine
Manipülasyon yapılıp
aldatıldıklarını düşünmezler.
Yöneticiler sadece yapabilecekleri
konusunda söz verdikleri
zaman saygınlık kazanırlar.
Performans Yönetim
Sistemlerinin diğer
önemli bir özelliği
ise yöneticilerin fildişi
kulelerde kalmayıp ekibi
ile sürecin içinde olmalarını
sağlamalarıdır. Böylece
başarılmak istenilen
ne ise hep beraber başarma
duygusu ve heyecanı
paylaşılır.
Soru: Son olarak paylaştığınız
insanı merkez alan Performans
Yönetim Sistemleri gerçekten
mucizeler yaratabilir
mi? Bunun başarılı olması
için neler yapılması
gerekli?
Sorunuza kocaman bir
evetle cevap vermek
isterim. Kendilerini
geliştiren, öğrenen
kurumlara baktığımızda
başarı grafiğinin hep
yükseldiğini görmekteyiz.
Problemlerin bu kurumlarda
diğerlerine göre daha
hızlı ve çabuk çözülebildiğini
görebilmekteyiz. Performans
Yönetimini uygulayan
kurumlarda yıllarca
üstesinden gelinemeyen
problemlerin daha kısa
zamanda çözüldüğü ve
güncel beklenti olan
kurum sonuçlarına doğrudan
etkilerinin görülmesi
önemli bir sonuç olarak
ortaya çıkıyor.
Burada son olarak Performans
Yönetim Sistemlerinde
başarılı uygulama için
“Ne” ve Nasıl” ölçümleme
ve değerlendirilmesinin
birbirinden ayrılarak
uygulanmasını önermekteyiz.
Bu iki boyutun birbirinden
ayrı kriterler olarak
gözetilmediği süreçlerde
yaşanan yoğun zaman
ve emek kullanımı beklenilen
sonuçların alınmasını
zorlaştırmakta. Sadece
performans değerleme
yapmak için yapılan
bir süreç haline gelmesini
desteklemekte. Ödüllendirme
sistemlerinin de buna
göre ayrılmasını önermekteyiz.
Performansın “Ne” sinin
değerlendirilmesi sonuçları
ile finansal ödüllendirme,
“Nasıl” ı ile kariyer,
gelişim gibi ödüllendirme
yapılmasının çok başarılı
sonuçlar getirdiğini
deneyimlerimiz ile söyleyebilirim.